Hukuki İncelemelerKÜLTÜR VE TABİAT VARLIĞI OLARAK TESCİL KARARI, HUKUKİ NİTELİĞİ VE SONUÇLARI

Mayıs 7, 2019by admin

Özet: Milli kültür değerlerinin bileşenlerinden olan kültür ve tabiat varlıklarının korunması, milli kültürün korunması kadar, evrensel kültürün korunması bakımından da önemlidir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında, koruma altına alınacak değerlerin tespit ve tescilinin sağlıklı bir şekilde yapılması öncelikli konudur. Tescil kararıyla birlikte korunacak değerlerin hukuki statüsü değişir. Değişiklikle birlikte mülkiyet hakkı üzerinde ciddi kısıtlamalar ortaya çıkar. Kısıtlamalarla orantılı bir telafi sisteminin bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Mülkiyet hakkı üzerinde oluşan kısıtlama etkisinin telafisine yönelik düzenlemelerin yapılması gerekir.

Kültür ve tabiat varlıklarının korunması Devletin temel görevlerinden biridir. Anayasa koyucu, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gerekliliği doğrultusunda, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak gerekli teşkilatlanmayı kurma ve gereken tedbirleri alma görevini Devlete yüklemiştir(AY m.63)[1]. Devlet, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak, Anayasada yer alan bu görevin yanında, taraf olduğu uluslar arası anlaşmalarda yer alan yükümlülüklere bağlı olarak da kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında tedbir almak durumundadır.

Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak yürütülen faaliyetler, geniş kapsamlı faaliyetlerdir. Bu faaliyetlerin yerine getirilmesinde geniş katılımlı bir koruma çalışmasının yapılması gerekir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunması faaliyetlerinde geniş katılımlı bir çalışma yapılması gerekliliği, konunun öneminin fazla olması kadar, yürütülecek faaliyetlerin kapsamının geniş olmasıyla da yakından ilgilidir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik tedbirlerin diğer idari faaliyetlerle yakından ilgili olması, konunun geniş katılımlı olarak ele alınması gerekliliğinin bir başka gerekçesidir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik tedbirlerin belirlenmesi ve uygulanması sürecinde tek başına merkezi idarenin başarılı olması mümkün olmadığı gibi, merkezi idarenin katkısı olmadan yerel yönetimler tarafından bu görevin etkin bir şekilde yerine getirilmesi de mümkün olmayacaktır. Kanun koyucu, bütün durumları dikkate alarak, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında merkezi ya da yerel ayrımı yapmadan, görevli idareleri iki gruba ayırmıştır. Bunlardan birincisi kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında karar alan idareler, ikincisi ise bu kararları uygulayan idareler olarak karşımıza çıkar.

Kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda uygulamayıcı idareler, merkezi idare birimleri olarak karşımıza çıkabileceği gibi, yerel yönetimler olarak da karşımıza çıkabilir. Bu idarelerin kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda karar alan idari birimler olarak belirlenmesi, yerine getirmekle yükümlü oldukları idari görevlerin, kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusuyla az ya da çok ilgili olmasıdır. Bir başka ifadeyle, kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda uygulama sorumluluğu altında bulunan idari birimlerin temel kuruluş gerekçelerinin dışında, yerine getirmekle yükümlü oldukları görevlerin kültür ve tabiat varlıklarının korunmasıyla olan ilgisi nedeniyle koruma tedbirleri alma sorumlulukları ortaya çıkmıştır. Buna karşılık, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak karar alma yetki ve sorumluluğuna sahip idari birimler ise, Devletin kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik alınacak tedbirler noktasında gerekli idari yapılanmaya gitmesi gereğinin sonucu olarak kurulmuş idari birimlerdir. Diğer bir ifadeyle, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik karar alma durumunda bulunan idari birimler, kurulma gerekçeleri kültür ve tabiat varlıklarının korunması olan idari birimlerdir.

Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik kararlar alma ve uygulamayı takip etme görevi üstlenmiş idari birimler, ulusal düzeyde uygulamada birlik sağlayıcı denetimsel ve ilke belirlemeye yönelik kararlar alma durumunda bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ve bölgesel düzeyde uygulamayı şekillendiren kararlar alma konumunda bulunan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları olarak karşımıza çıkar. Yüksek Kurul, kültür ve tabiat varlıklarının korunması uygulamalarının ulusal standardının oluşturulması ve uygulamada birlik sağlanmasına yönelik olarak ilkeler belirleyen ve sit alanı ilanı ve koruma amaçlı imar planlarına ilişkin Koruma Bölge Kurulu kararlarına yapılacak itirazları değerlendirmekle görevlidir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik alınacak kararlar konusunda görev, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarına verilmiştir.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik idari karar alma sürecinden sorumlu olan idari birimdir. Koruma Bölge Kurulu çalışmalarında birinci görev, bir kültür ya da tabiat varlığının korunmaya değer olup olmadığına ilişkin karar alınmasıdır. Bir başka ifadeyle, kültür ve tabiat varlığı olarak korunmaya değer bir varlığın bulunup bulunmadığına ilişkin kararla, Koruma Bölge Kurulunun konu üzerinde yetkili olup olmadığı ortaya çıkar. Kültür ve tabiat varlığı olarak korunması gereken bir taşınmaz söz konusu olduğunda, öncelikle durumun tespiti, sonrasında ise tescili gerekir. Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı verilen bir taşınmazın hukuki statüsü tamamen değişecektir. Kanun koyucu, kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda yapılacak tespit ve tescil uygulamalarında taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları konusunda belirgin bir ayrım yapmamıştır. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda hem taşınır kültür ve tabiat varlıklarının, hem de taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak tescil sonucu doğuracak bir yaklaşım söz konusudur[2]. Bununla birlikte, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında yaşanacak aksamaların önlenebilmesine yönelik olarak taşınmazların durumu, kanun koyucu tarafından daha ayrıntılı olarak düzenlenmiştir(KTVKK m.7). Bu incelemede, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması sürecinde tescil kararı ve sonuçları üzerinde durulmuştur.

I-KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARININ TESCİL VE KORUNMASINDA KAVRAMLAR

Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil sürecinin doğru anlaşılabilmesi ve değerlendirilmesi bakımından, kültür ve tabiat varlığı kavramlarıyla tespit ve tescil kavramlarının bilinmesi zorunludur.

A-Kültür Varlığı Kavramı

Kültür varlığı kavramı, kanun koyucu tarafından Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda, “tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklar” olarak tanımlanmıştır(KTVKK m.3-a/1).

Kanun koyucu tarafından ortaya konulan bu tanımlama, insan yaşamına ilişkin olarak ortaya çıkmış, sosyal yaşam hakkında bilgilenmeye yarayan, insan elinin ve aklının ürünü, bilimsel çalışmalar açısından önemli ve kültürel olarak öznel nitelikler taşıyan taşınır ve taşınmazları kültür varlığı olarak kabul etmiştir. Kültür varlıklarının insan elinin ürünü olma ölçütü kanun koyucu tarafından dikkate alınmamıştır. Bir başka ifadeyle, kültür varlığı tanımı içerisinde, bu varlıkların ortaya çıkmasında insanlığın etkisi ve katkısına vurgu yapılmamıştır. Oysa kültür varlığı ve tabiat varlığı kavramlarının ayrımında insan elinin ve emeğinin ürünü olma kriteri temel ayraç olarak karşımıza çıkar.

Kültür varlıklarının yer altında, su altında ya da yer üstünde bulunmasının, kültür varlığı olarak tanınma bakımından bir önemi bulunmamaktadır. İnceleme konusu tescil kararına konu olma ancak taşınmaz kültür varlıkları bakımından mümkündür.

B-Tabiat Varlığı Kavramı

Tabiat varlığı, bilimsel ve kültüre açıdan korunması gereken doğal varlıkları ifade etmek üzere ortaya konulmuş bir kavramdır. Kanun koyucu, tabiat varlığını; “jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerler” olarak tanımlamıştır(KTVKK m.3-a/2).

Kanun koyucu, kültür varlığı kavramında olduğu gibi, tabiat varlığı kavramını açıklarken de bu varlıkların oluşumunda insanların bir etkisinin bulunup bulunmadığı konusuna değinmemiştir. Kültür varlığının insan elinin ve emeğinin ürünü olması gerektiği kavramın lafzından çıkarılırken, tabiat varlığının insan elinin ve emeğinin ürünü olma niteliğinin dışında, doğal olarak ortaya çıkmış oluşumlar olması gerektiği de tabiat varlığı kavramının lafzından çıkarılabilecektir.

C-Tespit ve Tescil Kavramı

Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında öncelikle, korunacak bir değerin var olduğunun ortaya konulması ve bu yönde bir koruma gerekliliğinin karar altına alınması gerekir. İdarenin kültür ve tabiat varlıklarını koruma görevinin gereği olarak ortaya koyacağı faaliyetler, öncelikle bu faaliyetlere konu olma niteliğine sahip kültür ya da tabiat varlıklarının neler olduğunun araştırılması ve araştırma sonrasında koruma sürecinin başlatılması olarak karşımıza çıkar.

1.Tespit Kavramı

Tespit bir durumun ortaya konulmasını ifade eder. Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak idare tarafından gerçekleştirilecek çalışmalar bakımından tespitin anlamı, kanun koyucu tarafından korunma gerekliliği hüküm altına alınmış varlıkların belirlenmesidir. Koruma altına alınmayı gerektirir bir kültür ya da tabiat varlığının bulunup bulunmadığına ilişkin nitelik belirlemeye yönelik hazırlık çalışmaları bu kapsamda yer almaktadır.

2.Tescil Kavramı

Tespit kavramı kapsamında yürütülen hazırlık çalışmaları sonrasında, durumun değerlendirilmesi ve bir karara varılması gerekir. Kanun koyucu tarafından yetkilendirilmiş bulunan merciler tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, tespit çalışmalarının onaylanmasıyla tescil süreci tamamlanmış olacaktır. Tescille birlikte kültür ve tabiat varlıklarının korunması süreci başlamış olacağından, tescil kavramı koruma çalışmalarının merkezinde yer alır. İdare adına kültür ve tabiat varlığının ne olduğunu belirleme yetkisine sahip olanlar tarafından bir irade beyanında bulunulması ve bu beyanın şekil şartlarına uygun olarak kayıt altına alınması, tescil olarak karşımıza çıkar.

II-TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIĞI OLARAK TESCİL KARARI

Taşınmaz bir varlığın, kültür ve tabiat varlığı olarak korunmaya değer olup olmadığının tespitine yönelik alınan kararın hukuki niteliğinin ve sonuçlarının doğru değerlendirilebilmesi için, kararın doğru analiz edilmesi gerekir. Bir taşınmazın kültür ve tabiat varlığı olarak tesciline karar verilmesi idare adına bir irade açıklamasıdır. İdare adına açıklanan bu iradeyi şekillendirilen unsurlar, kararın niteliğinin ortaya konulması ve hukuka uygunluğunun belirlenmesinde yol gösterici olacaktır.

A-Kültür ve Tabiat Varlığı Olarak Tescil Kararında Yetki

Taşınmaz bir tarih ya da tabiat varlığının korunmayı gerektirecek bir değer taşıyıp taşımadığı konusunda karar alma yetkisi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna tanınmıştır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 57. maddesinin I. fıkrasının a bendinde yer alan düzenlemede, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan ya da yaptırılan tespitler üzerine kültür ve tabiat varlıklarının tesciline karar verme yetkisinin Koruma Bölge Kurullarının yetkisinde olduğu açıkça düzenlenmiştir. Koruma Bölge Kurulları tescil kararı verirken, gündemine alınmış bulunan ve alt yapısı oluşturulmuş olan bir konuda değerlendirme yapma yetkisine sahiptir. Koruma Bölge Kurullarının gündeme gelen konunun dışında, doğrudan bir konuda karar alma yetkileri bulunmamaktadır. Bir taşınmazın, korunması gerekli kültür ya da tabiat varlığı olduğuna karar verilmesi için, öncelikle bu konuda bir hazırlık çalışmasının yapılması, kültür ve tabiat varlığının niteliğinin değerlendirmeye imkân verecek şekilde ortaya konulması gerekir. Bu çalışmaların Koruma Bölge Kurulu Üyeleri tarafından doğrudan yerine getirilmesi ve tescil kararı verilmesi hukuka aykırı olacaktır. Kanun koyucu, bu konuda yapılacak çalışmanın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından doğrudan ya da bir başkası eliyle Bakanlık kontrolünde yapılacağını düzenlemiştir. Koruma Bölge Kurulu ile Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün iş birliği içerisinde koruma çalışmalarını yürütmesi öngörülerek, Bakanlık adına tespit sürecinin Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünce, tescil kararının ise Koruma Bölge Kurulunca alınması hükme bağlanmıştır.

B-Kültür ve Tabiat Varlığı Olarak Tescil Kararının Neden Unsuru

Bir tarih ya da tabiat varlığının tesciline karar verilmesinin neden unsurunu, bu varlıkların korunmasına duyulan gereksinim oluşturur. Kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekliliğinin yanında, kültür ve tabiat varlıklarının, ekonomik, bilimsel, kültürel ve eğitim bakımından taşımakta olduğu değer noktasında da koruma altına alınması gereksinimi duyulur. Bu gereksinim doğrultusunda, kanun koyucu kültür ve tabiat varlıklarını tanımlamış ve bu tanımlama doğrultusunda, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda sayılan nitelikleri haiz olanların korunması gerektiğini ve tescil edilmesini hükme bağlamıştır(KTVKK m. 6-7). Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı alınmasının neden unsuru, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 7. Maddesinin I. fıkrasında sayılmış bulunmaktadır. Buna göre; “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır:

a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,

b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,

c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları,

d) Milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler”. Kanun koyucu, belirtilen kültürel değerlerin korunması gerektiğini açıkça düzenlemiştir.

Kültür ve tabiat varlıklarının örneklerinin neler olduğu da Kanunda düzenlenmiştir. Buna göre; “Kaya mezarlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve istihkâmlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, suyolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgâhlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, siteller, sinagoglar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar; külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı örneklerindendir.

Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir”(KTVKK m.7/III-IV).

Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının neden unsuru, Kanunda yer alan bu niteliklerin tespit edilmesidir. Tespit çalışmaları sonucunda, Kanunda yer alan nitelikleri taşıdığı görülen bir tarih ya da tabiat varlığının, kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurulu tarafından tescil edilerek koruma altına alınması gerekir.

C-Tescil Kararında Yöntem

Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı alınabilmesi için ön koşul, bu varlıklarla ilgili bir tespit çalışmasının yapılmış olmasıdır. Tarihi kayıtlarla ya da bilimsel çalışmalarla taşınmaz bir varlığın, tarihi ya da doğal bakımdan korunması gerektiğinin belirlenmesinden sonra[3], tescil işleminin yapılabilmesi mümkündür.

Kültür ve tabiat varlığı niteliğinin tespitine yönelik çalışmalar, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülür. Kültür ve Turizm Bakanlığı tespit sürecinde koordinasyon görevi üstlenir. Yapılacak tespitlerle ilgili olan ya da tespit ve tescil kararından etkilenecek olan kurumların da görüşünün alınması gerekir. Kültür ya da tabiat varlığı olarak tescil edilecek taşınmazın maliki konumunda bulunan kamu kurum ve kuruluşların konuya ilişkin görüşlerinin alınması, en azından doğru bir tespit yapılabilmesi bakımından önemlidir. Tespiti yapılan ve tescili istenecek olan taşınmazın niteliklerinin doğru bir şekilde ortaya konulmasında, taşınmazın maliki olan idarenin sahip olduğu bilgi ve belgelerden yararlanılması bir gereklilik olarak karşımıza çıkar. Kültür ve tabiat varlığına yönelik tespit sürecinde, verilecek olan tescil kararından dolayı faaliyetleri etkilenecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının da görüşünün alınması gerekir(KTVKK m.7).

Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı alınırken, sanat değeri, bölgesel özellikleri, tarihi nitelikleri ve benzeri noktalara bakılarak, Devletin sahip olduğu imkânlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle, örnek durumda olan ve ait oldukları devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar taşınmazın tescili yoluna gidilir(KTVKK m.7/II). Kanun koyucu, kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının neden unsurunu belirlemekle birlikte, belirlenen nitelikleri taşıyan bütün taşınmazların tescil edilmesi gerektiği yönünde bir yaklaşım yerine, gerekli olanların tescil edilmesini hükme bağlamıştır.

Kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurulu, taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı alırken, yapılan tespit doğrultusunda bir tescil belgesi düzenler ve kararını bu belgede ortaya konulan verilere göre şekillendirir. Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelikte yer alan düzenlemeye göre, bir taşınmazın kültür veya tabiat varlığı olarak tesciline karar verilirken, tescile esas olmak üzere;

“1. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tescili için gerekli bilgileri havi Tespit Fişi,

2. Tanıtmaya yeterli fotoğraflar,

a) Tek yapılar için: Taşınmazı içten, dıştan ve çevresiyle birlikte gösteren tespit fişi üzerinde yer alan fotoğraflar,

b) Arkeolojik, kentsel ve doğal sit alanları için; Alanı bütünüyle algılamayı sağlamak amacıyla panoramik olarak çekilmiş fotoğraflar ve alan üzerindeki taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile küçük buluntuların detaylı çekilmiş, tasdikli, çekim tarihleri belirtilmiş albüm haline getirilmiş fotoğraflar,

i. İmkanlar ölçüsünde yapılan çalışma için hazırlanmış diyapozitifler.

ii. Taşınmazın yerini ve sınırlarını gösterir

3. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını tarif eden tespit ekibinin görüşünü havi RAPOR ve ekinde korunması önerilen taşınmaz kültür varlıklarının listesi,

4. Tespit ekibince gerekli görülen diğer belgeler”(m.5) hazırlanır. Hazırlanan belgeler doğrultusunda tescil kararı oluşturulur. Tescil kararının şekil şartlarını, taşınmaz kültür ve tabiat varlığının kimliğini ortaya koyacak bilgi ve belgelerin hazırlanması olarak ifade etmek mümkündür. Tescile esas alınan veriler doğrultusunda, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığının yeniden imalatının yapılması mümkün olmalıdır. Her hangi bir nedenle, taşınmaz bir kültür varlığının zarar görmesi, hatta tamamen ortadan kalkması durumunda, tescil dosyasında yer alan, yazılı ve görsel, bilgi ve belgeler doğrultusunda yeniden yapılabilmesinin mümkün olması gerekir.

D-Tescil Kararının Konusu

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının konusu, korunmaya değer bir tarihi ya da doğal varlıktır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının neden unsurunu oluşturan niteliklere sahip taşınmaz varlıklar, tescil kararının konusunu oluştururlar. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının konusu denildiğinde, öncelikle bir taşınmaz varlık karşımıza çıkar. Taşınmaz varlığın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda belirlenen korunmaya değer nitelikleri barındırması gerekir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, tarihi ya da doğal bir varlığı konu edinebilir.

E-Tescil Kararının Amacı

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının amacı, her idari işlemde olduğu gibi kamu yararıdır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması suretiyle, ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, bilim ve benzeri açılardan toplumun yararlanmasını sağlamak, tescil kararının amacıdır. Buna karşılık taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararının amacı sadece ulusal yararla sınırlı değildir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, ulusal ve uluslar arası boyutu ve amacı olan bir idari işlemdir.

1.Tescil Amacının Ulusal Boyutu

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması, milli kültürün oluşumu, korunması ve değerlendirilmesi bakımından büyük öneme sahiptir. Ülkelerin milli benliklerini koruma çabalarında, sahip oldukları taşınmaz ve taşınır kültür değerlerinin ön plana çıkması kaçınılmazdır. Milletlerin tarihi geçmişinin somut belgeleri olan taşınmaz kültür varlıklarının ve vatan olarak benimsedikleri coğrafyanın doğal özelliklerinin korunması ulusal ölçekte önem arz eden bir konudur. Bu yönüyle taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında kamu yararı, milli menfaat boyutunda karşımıza çıkar. Bir başka ifadeyle, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması gerekliliği, kamu yararını aşan, ülkenin milli kültür varlığıyla ilgili olan milli menfaat konusudur.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması, milli çıkarlar açısından gerekli olmakla birlikte, yeterli değildir. Milli menfaatler, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının milli kültürün oluşturulması ve korunması bakımından değerlendirilmesini de gerekli kılmaktadır. Bu gereklilik doğrultusunda, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının milli eğitimde kullanılması, kültürel zenginleşmeye dayanak yapılması ve ekonomik olarak değerlendirilmesi gerekir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, bu çerçevede milli menfaatleri ilgilendiren, amacı milli menfaatlere hizmet olan bir idari işlemdir.

2.Tescil Kararında Uluslararası Amaç

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, milli menfaatlerin korunması bakımından önemli olduğu gibi, diğer milletler açısından da önem arz eder. Çünkü taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, bütün insanlığın ortak geçmişine ışık tutan somut değerler olarak karşımıza çıkar. Bir ülkenin sınırları içerisinde bulunan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının sadece o ülkeyi ilgilendirdiğini iddia etmeye imkân yoktur. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları bir yönüyle sınırları içerisinde bulundukları ülkelerin ve kültürlerin bir bileşeni olarak karşımıza çıkmakla birlikte, aslında birden çok milleti ve kültürü bir yönüyle bütün insanlığı ilgilendiren değerlerdir.

Kültür ve tabiat varlıklarının uluslar arası boyut taşımaları, birçok evrensel ve bölgesel andlaşmaya konu olmaları sonucunu doğurmuştur. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda taraf ülkelere yükümlülükler getiren uluslar arası bu hukuk metinleri, koruma kararlarının uluslar arası bir koruma amacını da içermekte olduklarını ortaya koyan düzenlemelerdir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı verilirken, koruma altına alınacak taşınmazların uluslar arası yükümlülükler bakımından da korunması gerekliliği ve koruma kararının uluslar arası koruma amacı dikkate alınmaktadır.

III-TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIĞI OLARAK TESCİL KARARININ HUKUKİ NİTELİĞİ

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, kanun koyucu tarafından yetkilendirilmiş bulunan kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurulu tarafından, Kanunda yazılı şartları/nitelikleri taşıyan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının, öncelikle durumu tespit edilerek, yapılan tespitler belgelenerek, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak kayıt altına alınmasıdır.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, karar konu taşınmaz kültür veya tabiat varlıklarının niteliklerinin ne olduğunun ya da olmadığının ortaya konulması anlamına gelir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil talebinin karara bağlanması sürecinde, öncelikle yapılan araştırma, inceleme ve irdelemelerin değerlendirilmesi yoluna gidilir. Bu süreçte yetkili idare, taşınmazların tesciline karar verebileceği gibi, tescil edilmesine gerek bulunmadığı yönünde de karar alabilir. Tescil talebinin değerlendirilmesi sürecinde aynı niteliklere sahip taşınmazlar hakkında farklı karar alınabilmesi de mümkündür. Taşınmazların bulunduğu bölge, sanat değeri, tarihi özellikleri dikkate alınarak farklı kararlar verilebileceği gibi, Devletin ekonomik imkânları ve koruma gerekleri doğrultusunda, örnek durumda olan ve ait oldukları devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar taşınmazın korunması yönünde karar alınırken, benzer durumda olan taşınmazlar hakkında farklı kararların alınması mümkündür. Bu yönüyle taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, bir taşınmazın korunması gerekli niteliklere sahip olduğu anlamına gelmekle birlikte, tescile gerek bulunmadığı ya da tescil talebinin reddi yönündeki bir karar, karara konu taşınmazın niteliksiz olduğu anlamına gelmeyecektir.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, Kanunda belirlenen asgari koşulları taşıyan taşınmaz kültür ya da tabiat varlıklarının korunması gerektiğini ortaya koyan bir karardır. Tescil kararıyla birlikte, karara konu taşınmazlar, mevcut hukuki durumlarından çıkarılarak, kanun koyucu tarafından daha önce düzenlenmiş bulunan bir başka hukuki statüye dâhil edilirler. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı sonrasında, karara konu taşınmazların tabi olacağı hukuki statü, kanun koyucu tarafından belirlenmiş sıkı koşullara bağlanmış ve ayrıntılı olarak düzenlenmiş bir hukuki statüdür. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, karar konu taşınmazı bulunduğu statüden bir başka statüye alan birel koşul işlemdir.

IV-TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIĞI OLARAK TESCCİL KARARININ SONUÇLARI

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararına konu kültür varlıkları karar öncesi genel olarak imar mevzuatına tabi taşınmazlardır. İmar düzeni içerisinde planlı ya da plansız alanlarda bulunan bu taşınmazlar genel kurallara tabidirler. Tabiat varlığı olarak kabul edilen taşınmazların durumu da kültür varlığı taşınmazlara paralellik taşır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı alınması sonrasında, kültür ya da tabiat varlığı taşınmazlar tamamen farklı bir statüye kavuşurlar.

A-Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Mevzuatına Tabi Olma

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, birel koşul işlem olarak, karara konu taşınmazı koruma altına alan bir irade açıklamasıdır. Bu irade açıklamasıyla birlikte, kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilen taşınmazlar, kültür ve tabiat varlıklarını koruma mevzuatına tabi hale gelirler. Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin ilke ve esasların uygulanması, karara konu taşınmazlar bakımından zorunlu hale gelir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda ilke ve esaslar belirleme veya uygulamayı yönlendirme konusunda karar alma yetkisine sahip idarelerin, koruma mevzuatı kapsamında yer alan kararlarına uyma yükümlülüğü ortaya çıkar.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, koruma altına alınan taşınmazların yeni statüsünü oluşturan düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesi zorunluluğunu ve sonucunu doğurur. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, imar mevzuatı kapsamında uygulanacak kurallara tabi olma durumu yerine yeni statüsü kapsamında belirlenen kurallara tabi olacaktır.

B-Her Türlü Uygulamanın ve Kullanım Değişikliğinin İzne Bağlı Olması

Koruma bölge kurulu kararıyla kültür ve tabiat varlığı olarak koruma altına alınan taşınmazlarla ilgili yapılacak her türlü uygulama, koruma mevzuatı kapsamında alınacak izne bağlı olarak yapılabilir. Bir başka ifadeyle, taşınmaz kültür ya da tabiat varlığına yapılacak müdahaleler ancak yetkili idarelerden izin alınarak yapılabilir. Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmiş bulunan taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak uygulamalar, koruma bölge kurulu kararına bağlı olarak gerçekleştirilebilir.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun İzinsiz Müdahale ve Kullanma başlığını taşıyan 9. maddesinde yer alan düzenlemede; “Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu, tescil edilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına yapılacak müdahaleler ve kullanım tarzı/türü değişikliklerinin, ilke kararları doğrultusunda koruma bölge kurulları tarafından alınacak kararlarla gerçekleştirilebileceğini hükme bağlamıştır. Kanunun bu hükmüne aykırı hareket edilmesi durumunda yaptırımlar devreye girecektir.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ilke kararları doğrultusunda 1. ve 2. grup olarak sınıflandırılmasına bağlı olarak, 1. grup yapılarda her türlü müdahale ve değişiklik koruma bölge kurulu kararıyla yapılabilirken, 2. grup yapılarda ruhsat gerektirmeyen basit bakım ve onarımlar, Koruma Uygulama Denetim Bürosu Müdürlüğü tarafından verilen izne bağlı olarak gerçekleştirilebilecektir[4]. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin her türlü kullanım değişikliği kararı koruma bölge kurulu kararıyla yapılabilecektir.

C-Muafiyet ve İstisnalardan Yararlanma

Korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tesciline karar verilen bir taşınmazın kazanmış olduğu yeni hukuki statü toplumun ortak yararının korunmasını sağlayan bir statüdür. Bu statüde, malikin mülkiyet hakkı devam etmekle birlikte, tescilsiz bir taşınmaz mülkiyeti ile kültür varlığı olarak tescilli bir taşınmaz mülkiyeti arasında, hakkın kullanımı bakımından ciddi farklar bulunmaktadır. Tescilli kültür varlığı taşınmaz mülkiyetinde malikler, getirilen kısıtlamalara uymak koşuluyla mülkiyet hakkını kullanmaya devam ederler.

Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı sonrasında, mülkiyet hakkı kısıtlanan maliklerin mağduriyetinin giderilmesi/azaltılması hukuk devletinin gereğidir. Benzer durumda bulunan iki taşınmazdan birinin imar planlarında yapılaşma hakkı aldığı, buna karşılık diğer taşınmazın kültür varlığı parseli olması nedeniyle yeni yapılaşmaya kapatıldığı dikkate alındığında, iki parsele ilişkin mülkiyet hakkının kullanımı arasında açık bir dengesizlik bulunduğu görülecektir. Kültür varlığı olarak tescil edilen taşınmaz malikinin hak kaybının hukuk sınırları içerisinde dengelenmesi gerektiği açıktır.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun Muafiyetler ve İstisnalar başlığını taşıyan 21. maddesinde yer alan düzenlemede; “Tapu kütüğüne “korunması gerekli taşınmaz kültür varlığıdır” kaydı konulmuş olan ve I inci ve II nci grup olarak gruplandırılmış bulunan taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanı ve doğal sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları olan parseller her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.

Kültür varlıklarının korunması maksadıyla tespit, proje, bakım, onarım, restorasyon ve kazı ile müzelerin güvenliği için kullanılmak şartıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Savunma Bakanlığı, Bakanlıkça ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce dışarıdan getirilecek her türlü araç, gereç, makine, teknik malzeme ve kimyevi maddeler ile altın ve gümüş varak, her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.

Koruma kurulları kararına uygun olarak bu taşınmaz kültür varlıklarında yapılan onarım ve inşaat işleri Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınacak vergi, harç ve harcamalara katılma paylarından müstesnadır” hükmü getirilmiştir.

Kanun koyucu bu düzenlemeyle, kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilen ve tapu kütüğüne de bu durum işlenen taşınmazlarla ilgili olarak öncelikle her türlü vergi resim ve harçtan muaf olmalarını sağlamıştır. Taşınmaz mülkiyetine ilişkin olarak alınan her türlü vergi, resim ve harç uygulaması, kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmiş ve sınıflandırılması yapılarak tapuya şerh verilmiş olmak koşuluyla, taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları hakkında söz konusu edilmeyecektir. Taşınmazla ilgili vergi, resim ve harçlardan muaf olmaya ilave olarak, taşınmaz kültür varlıklarının onarımı ve inşaat uygulamaları, Belediye Gelirleri Kanunu gereği alınacak vergi, harç ve harcamalara katılma paylarından istisna tutulmuştur.

Vergi, resim, harç ve harcamalara katılma paylarından muaf tutulan taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına yönelik olarak yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere ilgili idareler tarafından yurt dışından getirilecek her türlü araç, gereç, makine, teknik malzeme, kimyasallar, altın ve gümüş varak, her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulmuşlardır. Taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına yönelik olarak getirilen bu muafiyetin, tabiat varlıkları için öngörülmemesi eksik bir düzenlemedir. Taşınmaz tabiat varlığı olarak tescil edilmiş ve korunması gereken değerlerin korunmasına yönelik, örneğin hastalanmış bir ağacın tedavisinin sağlanması, yurtdışından getirtilecek malzemelerin, taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına yönelik malzemelerden bir farkının bulunmadığı açıktır.

Kanunda getirilen muafiyet ve istisnalar, taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil nedeniyle hak kaybına uğrayan maliklerin kaybını azalmasa da, yükümlülüklerini ortadan kaldırmak suretiyle bir denge oluşturulmasını sağlamaktadır.

D-Kamusal Yardımlardan Yararlanma

Kültür varlığı olarak tescil edilen taşınmazların korunmasına yönelik olarak gerçekleştirilecek uygulamalarla ilgili harcamaların kamu kaynaklarından karşılanması 1982 Anayasasının 63. maddesinde Devlete verilen korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma görevinin gereğidir. 2863 Sayılı Kanununun Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Yardım Sağlanması ve Katkı Payı başlıklı 12. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bakım, onarım ve korunmasına yönelik olarak gerçekleştirilecek çalışmalarda, Kültür ve Turizm Bakanlığı, ayni, nakdi ve teknik yardımda bulunacaktır. Bakanlık tarafından yapılacak yardımlarla ilgili olarak gerekli ödenek Bakanlık bütçesine konulacaktır. Kanunda yer alan bu düzenleme Bakanlık tarafından özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması, onarımı ve bakımına ilişkin çalışmaların desteklenmesi zorunluluğu getirmektedir. Madde başlığında yapılacak yardımlar taşınmaz kültür varlıklarına yapılacak şeklinde bir düzenleme bulunmasına rağmen, madde içeriğinde taşınmaz kültür varlıklarıyla birlikte, taşınmaz tabiat varlıklarının korunması, onarımı ve bakımına yönelik olarak da yardım yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bakanlık tarafından yapılacak yardımların ne şekilde ve nerelere sağlanacağına ilişkin esas ve ilkeler idari düzenlemeyle ortaya konulacaktır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çıkarılan Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Onarımına Katkı Sağlanmasına Dair Yönetmelikle[5], Bakanlık tarafından yapılacak yardımlara ilişkin ilke ve esaslar belirlenmiştir. Yönetmelik, taşınmaz kültür varlıklarına yapılacak yardımlar başlığını taşımakla birlikte, içeriğinde hem taşınmaz kültür varlıklarına, hem de taşınmaz tabiat varlıklarına yardım yapılması düzenlenmiştir. Yönetmelik doğrultusunda, taşınmaz kültür ya da tabiat varlığı maliki olan özel hukuk kişileri, hazırlayacakları başvurularla Bakanlığa müracaat edecekler ve yapılan değerlendirme sonucunda, yapılacak yardımlarla ilgili karar verilecektir.

E-İzinsiz Müdahalede Yaptırım Uygulanması

Bir taşınmazın kültür ya da tabiat varlığı olarak tescili işlemi sonucunda karşımıza çıkan olumsuz sonuçlardan biri de izinsiz yapılan müdahalelerin idari ve cezai yaptırımla karşılaşacak olmasıdır. Yapılacak müdahalelerde izin alınması gerekliliğinin yerine getirilmemesi durumunda müdahaleyi gerçekleştirenlerle ilgili olarak doğrudan idare tarafından kimi yaptırımlar uygulanması söz konusu olabileceği gibi, Adli Yargı yerlerine yapılacak başvurulara bağlı olarak cezai yaptırım kararı verilmesi de yargılama konusu müdahalenin durumuna göre mümkün olabilecektir.

1.İdari Yaptırımlar

Taşınmaz kültür varlıklarının bakım, onarım ve korunmasına yönelik olarak yürütülen faaliyetlerde görev alan kişilerin koruma mevzuatına uygun hareket etmeleri zorunludur. 2863 Sayılı Kanununun Yapı Esasları başlığını taşıyan 18. maddesinin III. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; “Sit alanları, korunması gerekli kültür varlıkları ve bunların koruma alanlarında onaylı plân ve proje dışı uygulama yapan veya yapılmasına yol açan sorumlularının, koruma bölge kurulları ile ilgili konularda plân ve proje düzenlemesi ve uygulama sorumluluğu yapması beş yıl süre ile yasaklanır. Uygulama sorumlularının denetimi, ilgili belediye veya valilikçe yapılarak aykırı hareket edenler, Bakanlığa ve ilgili meslek odasına bildirilir”. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması çalışmalarını yürüten uzmanların, görevlerinde gerekli özeni göstermeleri zorunluluğu getirilmiştir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında görev alan uzman personelin bilerek ya da özensiz davranarak onaylı plan ya da projeye aykırı uygulama yapılmasına yol açması, beş yıl süreyle plan veya proje düzenlemesi yapma ya da uygulamanın sorumluluğunu üstlenme hakkının alınması yönünde idari yaptırım uygulanması sonucunu doğuracaktır. Yasaklama kararı koruma bölge kurullarıyla ilgili konularda, plan ve proje düzenleme ve uygulama sorumluluğu üstlenebilme yasağı getirilmesiyle sınırlıdır ve yasaklama kararı ilgili koruma bölge kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda verilir.

2.Cezai Yaptırımlar

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasının sağlanması amacıyla, izinsiz müdahale ve kullanma yasaklanmıştır. Kanunda yer alan düzenlemeye göre; “Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır”(KTVKKK m.9). Kanun koyucu, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına müdahale edilmesini ve kullanım tarzının değiştirilmesini yasakladığı gibi, tescil edilen taşınmazların koruma alanlarında ve sit alanlarında fiziki ve inşai müdahalede bulunulmasını da yasaklamıştır.

2863 Sayılı Kanun, belirlenen yasaklara aykırı davranılması durumunda, sorumlular hakkında cezai yaptırım uygulanacağını hükme bağlamıştır(KTVKK m.65). Düzenlemeye göre;

“a) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarara uğramalarına kasten sebebiyet verenler iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

Bu fiiller, korunması gerekli kültür ve tabiat varlığını yurt dışına kaçırmak maksadıyla işlenmiş ise, verilecek cezalar bir kat artırılır.

b) Sit alanlarında geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına, koruma amaçlı imar plânlarına ve koruma bölge kurullarınca belirlenen koruma alanlarında öngörülen şartlara aykırı izinsiz inşaî ve fizikî müdahale yapanlar veya yaptıranlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

c) Bu Kanuna aykırı olarak yıkma veya imar izni veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

d) Bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş idarelerden bu Kanunun 57. maddesi uyarınca izin almaksızın veya izne aykırı olarak tamirat ve tadilat yapanlar ile izinsiz inşaî ve fizikî müdahale yapanlar veya yaptıranlar altı aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılırlar”. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına zarar verme, sit alanlarında ve tescilli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının koruma alanlarında izinsiz müdahalede bulunma fiili nedeniyle adli yaptırım uygulanmasında, Kanunun 9. maddesinde düzenlenmiş bulunan fiziki ve inşai müdahale tanımlamasına göre karar verilecektir.

Kanun koyucu, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik olarak, malikler ve malikler adına hareket edenler veya üçüncü kişilerce verilecek zararın dışında, ilgili idareler tarafından 2863 Sayılı Kanuna aykırı şekilde imar veya yıkım izni verilmesi durumunda, sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin de cezalandırılması yönünde düzenleme getirmiştir.

F-Devlet Malı Niteliğine Sahip Olma

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı sonucunda karara konu taşınmazların hukuki durumunu düzenleyen koruma mevzuatına göre işlem görmesinin yanında, ilave olarak Devlet malı niteliğine sahip olma durumu söz konusu olacaktır. Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilen taşınmazlar, kamu mallarının korunmasına yönelik genel hükümler çerçevesinde de koruma altına alınabileceklerdir. 2863 Sayılı Kanunun 5. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, kamunun elinde bulunan taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının yanında, özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde bulunan varlığı bilinen taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile daha sonradan ortaya çıkacak kültür ve tabiat varlıkları da Devlet malı niteliğindedir. Devlet malı niteliğinde olma durumunun ortaya çıkaracağı sonuçların neler olacağı düzenlemeden açıkça anlaşılamamaktadır. Bununla birlikte, Kanunda getirilen yükümlülüklere bakıldığında kültür ve tabiat varlıklarının kamunun ortak malı olarak kabul edildiği, bu doğrultuda ciddi kısıtlamalar getirildiği buna paralel olarak da bazı muafiyet, istisna ve desteklerin düzenlendiği görülmektedir. Getirilen bu düzenleme, özellikle taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının kamunun yararı bakımından korunması gerekliliğinin yansıması olarak Devlete getirilen yükümlülüğün ekonomik yükünü azaltmaya yönelik bir ara formül olarak düşünülmüş görüntüsü vermektedir. Düzenlemeye göre taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları bir yandan özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde bırakılırken, diğer yandan Devletin malı niteliğine sahip kılınmak istenilmektedir.

SONUÇ

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması, tartışmasız bir gereklilik olarak karşımıza çıkar. Milli kültürün somut kaynakları ve örnekleri olarak bu değerlerin korunması, milli benliğin korunması anlamına gelir. Ülkelerin kültür ve tabiat varlıklarını koruma yükümlülüğü, milli kültür bakımından bir gereklilik olduğu gibi, uluslar arası yükümlülükler bakımından da bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Tarih boyunca yaşanan kültürlerarası etkileşim, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının birden çok kültürün bileşeni olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. Çoklu kültür değeri olarak karşımıza çıkan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında ulusal gereklilik kadar uluslar arası gereklilik de etkili olmaktadır.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması uygulamaları, ülkelerin sınırlarını aşan, bütün bir insanlığın ortak sorumluluğu ve ihtiyacı olarak şekillenmiş ve evrensel ve bölgesel uluslar arası hukuk metinlerine konu olmuştur. Kültürlerin kesişim noktasında yer alan Türkiye’de bulunan taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, insanlığın ortak mirası, evrensel değerler olarak korunması gereken varlıklar olarak korunma altına alınmışlardır.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasında en önemli aşama korunacak değerlerin doğru bir şekilde tespitinin ve tescilinin yapılması aşamasıdır. Kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararına esas olacak şekilde, bilimsel veriler doğrultusunda gerekli araştırmaların yapılması gerekir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespiti çalışmalarında yeterli teknik donanım, uzman personel ve ekonomik kaynak ayrılması gerekir. Bu gün gelinen noktada, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespitine yönelik kapsamlı bir çalışma yapıldığını söyleyebilme imkânı bulunmamaktadır. Ülkenin taşınmaz kültür ve tabiat varlığı envanterinin tespitine yönelik genel araştırma ve inceleme yapılmasına imkân verecek yeterli donanım, uzman personel bulunmamakta ve bu konuya yeterli ekonomik kaynak ayrılamamaktadır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespitinde yaşanan gecikme, bu değerlerin korunmasında geri dönülmez tahribatın yaşanmasına yol açmaktadır/açacaktır. Gerekli tespitlerin yapılması koruma çalışmalarının başarısı bakımından gecikmeksizin gerçekleştirilmelidir.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararı, karara konu varlıkların hukuki statüsünü tamamen değiştiren bir irade açıklamasıdır. Bu kararla birlikte özel hukuk kişilerinin mülkiyet hakkı üzerinde ciddi kısıtlamalar getirilmektedir. Buna karşılık getirilen kısıtlamalarla orantılı bir destek sağlanmamaktadır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak koruma altına alınan ve özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde bulunan varlıklarla ilgili getirilen kısıtlamaya paralel bir telafi mekanizmasının kurulması gerekir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil kararıyla birlikte bu varlıkların kamulaştırılması yoluna gidilmesi bir seçenek olarak düşünülebileceği gibi, kamulaştırma yerine maliklerin uğramış oldukları ekonomik kayıpların telafi edilmesi de tercih edilebilir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilen varlıkların bakım, onarım ve korunma giderlerinin bütünüyle kamu kaynaklarından karşılanması, asgari bir çözüm yolu olarak getirilmelidir.

Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına zarar verme eylemi nedeniyle uygulanan cezai yaptırımlar, yetersizdir ve caydırıcı olmaktan uzaktır. Verilen cezaların para cezasına çevrilmesi ve ertelenmesi karşısında taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının cezai yaptırım tehdidiyle korunacağını iddia edebilmek imkânsızdır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına zarar verme suçuna uygulanacak yaptırımların yeniden düzenlenmesi, para cezasına çevrilme ve ertelemenin önlenmesi, cezaların etkinliğini ve caydırıcılığını artıracaktır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlığına zarar verme fiillerinin önlenmesinde etkili olarak bir başka nokta da, kültür ve tabiat varlığına zarar verdiği yargı kararıyla kesinleşen maliklerin mülkiyetinin sonlandırılması yönünde bir karar verilmesine imkân verilecek bir düzenleme getirilmesidir. Maliki bulunduğu taşınmaz kültür veya tabiat varlığına zarar verdiği tespit edilen kişilere uygulanacak yaptırımlar kapsamında belirlenecek cezalara ilave olarak, mülkiyetin kamuya geçirilmesi yönünde bir karar verilmesi sağlanarak, ekonomik kaygılarla taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına maliklerce zarar verilmesinin önüne geçilmesi mümkün olacaktır. İlave hacim kazanmak için taşınmaza ilave yapan, duvarı incelten, kaldıran, çatıda oynama yapan malikler, taşınmazı tamamen kaybetme riski veya tehdidi söz konusu olduğunda, eylemlerinden vazgeçeceklerdir.

[1] 1982 Anayasasının Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması başlığını taşıyan 63. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.

Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir”.

[2] Kanunun haber verme zorunluluğunu düzenleyen 4. maddesinde yer alan düzenlemede, taşınır ve taşınmaz ayrımı yapılmaksızın, kültür ve tabiat varlığını bulanların üç gün içerisinde yetkili idari mercilere durumu bildirmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk doğrultusunda, kültür ve tabiat varlıklarının idare tarafından değerlendirilmesi ve kayda alınmasıyla birlikte tescil işlemi gerçekleştirilmiş olacaktır.

[3] Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çıkarılan, Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan düzenlemede, bir taşınmazın kültür ya da tabiat varlığı olarak tespitinin yapılmasında dikkate alınması gereken kıstaslar belirlenmiştir. Buna göre;

a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlardan olması,

b) 19 uncu yüzyıl sonundan sonra yapılmış olmasına rağmen önem ve özellikleri bakımından korunmasına gerek görülmesi,

c) Taşınmazın sit alanı içinde bulunması,

d) Taşınmazın milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman unsuru ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evlerden olması,

e. Taşınmaz tabiat varlıklarının ender bulunan değişik özelliklere sahip olması,

f) Tek yapılar için; taşınmazın sanat değeri, mimari, tarihi, estetik, mahalli, arkeolojik değerler kapsamı içinde; strüktürel, dekoratif, yapısal durum, malzeme, yapım teknolojisi, şekil bakımından özellik arz etmesi,

g. Kentsel sit’ler için; korunması gerekli kültür varlığı özelliği gösteren tek yapıların yoğunluk, mimari, tarihi bütünlük göstermesi,

h) Arkeolojik sit’ler için; yazılı bilgi, sathi kalıntılar, bilimsel araştırmalar, çevresel gözlemler, ekolojik gözlemler, bilimsel tahmin ve topografik yapı yönlerinden niteliklere sahip olması,

i) Tabii sit’ler için; bilimsel araştırma, jeolojik yapı, çevresel gözlemler, ekolojik gözlemler ve topografik yapı hususlarında özellikleri bulunması,

j) Tarihi sit’ler için; yazılı bilgi ve tarihi araştırmalar sonucunda önemli tarihi olayların cereyan ettiği hususunun sabit olması durumunda taşınmaz kültür veya tabiat varlığı olarak tespiti yapılır.

[4] 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 57. maddesinin VII. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre; 3194 Sayılı İmar Kanununun 21. maddesinde düzenlenmiş bulunan ruhsat gerektirmeyen tadilat ve tamirat, özgün biçim ve malzemeye uygun olarak, Koruma Uygulama Denetim Bürosu Müdürlüğünün izni ile yapılabilir. Kanunda yer alan bu düzenlemede I. ve II. grup yapılar arasında ayrım yapılmamış ve İmar Kanununa göre ruhsat gerektirmeyen tadilat ve tamiratın, bünyesinde Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu Müdürlüğü bulunan belediyeler tarafından verilen izinle yapılabilmesine imkan sağlanmıştır. Buna karşılık, Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları, Proje Büroları ile Eğitim Birimlerinin Kuruluş, İzin, Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmeliğin Koruma Uygulama ve Denetim Bürolarının Çalışma Şekli başlığını taşıyan 8. maddesinde yer alan düzenlemede, I. grup taşınmaz kültür varlıklarına ilişkin her türlü iznin, Koruma Bölge Kurulu görüşü alındıktan sonra verilebileceği ve Kurul görüşüne uyulması zorunluluğu bulunduğu ifade edilmiştir.

[5] Yönetmelik, 15.07.2005 Tarih ve 25876 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.