Hukuki İncelemelerANONİM ŞİRKETLERDE ESAS SERMAYE ARTTIRIMI İLE ESAS SERMAYE ARTTIRIMI KARARININ İPTALİ

Ocak 8, 2015by admin

Bu ayki bültenimizde bankacılık, sigortacılık gibi büyük sermaye gerektiren kilit sektörlerde karşılaştığımız anonim şirketlerde; genel kurul kararıyla esas sermayenin nasıl artırılabileceği ve bu artırma kararının hangi hallerde hükümsüz olacağı incelenecektir.

Anonim şirket; bir ticaret unvanı altında faaliyet gösteren, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş, borçlarından dolayı sorumluluğu tüm malvarlığı ile ortakların sorumluluğu ise taahhüt ettikleri sermaye miktarı ile sınırlı olan şirket türüdür. Şirket alacaklıları, alacaklarının tahsili için ortakların şahsi malvarlığına başvuramazlar. Bu nedenle şirket ana sözleşmesinde belirtilen esas sermaye miktarı şirket ile ticari ilişki içinde olan alacaklılar için önem taşımaktadır. Kanun koyucu, pay sahiplerinin ana sözleşmedeki taahhütlerinin ortaklığa gerçek değeri ile getirilmesini sağlamak ve sonrada pay sahiplerine herhangi bir şekilde iadesini önlemek üzere, çeşitli tedbirler öngörerek esas sermaye artırım kararının bazı durumlarda hükümsüz olabileceğini düzenlemiştir.

Esas sermaye; ortaklığın amacını gerçekleştirmek için, pay sahiplerinin şirket kurulurken ortaklığa getirmeyi taahhüt ettikleri malvarlıklarının toplamının nakit olarak ifadesidir. Esas sermayenin tamamı ortaklar tarafından taahhüt edilmeli, muayyen ve paylara bölünmüş olarak belirtilmelidir. Esas sermaye artırımı ise, ortaklık ana sözleşmesinde yer alan esas sermaye miktarının, kanunda öngörülen usul izlenerek yükseltilmesidir. Bu artırım, şirket ana sözleşmesinin değiştirilmesi ile mümkün olsa da önemi sebebi ile ana sözleşme değişikliğinden ayrı müeyyidelere tabi tutulmuştur.

Bu önem esas sermaye artırım kararının bir genel kurul kararı olması nedeni ile ortaklığı birinci derecede etkileyen hukuki bir işlem yaratması ve pay sahiplerinin çoğunluk hakkının esas sermayenin bölünen paylarına göre belirlenmiş olması nedeni ile esas sermayenin değiştirilerek yeni paylar çıkarılması veya mevcut payların değerlerinin artırılması durumunda hâlihazır pay sahiplerinin aleyhlerine durum yaratma ihtimalidir. Watch Full Movie Online Streaming Online and Download

Esas sermaye artırımını düzenleyen hükümler TTK’da, Sermaye Piyasası Kanununda ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuatlarda ve diğer bazı özel kanunlarda dağınık olarak düzenlenmiştir. Genel kurul ihtiyari olarak, ortaklığın iç ve dış koşullarını, para ve sermaye piyasası koşullarını, işletme ve yatırım ihtiyaçlarını değerlendirerek esas sermaye artırım işlemine girişebilir. Anonim şirketlerde esas sermayenin artırım kararı çeşitli nedenlere dayanılarak verilebilir. Artırım nedeninin bulunmaması ya da nedenin geçersiz olması sermaye artırım işlemini geçersiz kılmaz. Artırım nedenleri; yeni yatırımcılar için veya şirketin faaliyetlerinin büyümesi sonucu gerekli fon ihtiyacının giderilmesi, şirketin iş hacminin genişletilmek istenmesi veya enflasyon nedeni ile sermayenin yetersiz kalması gibi nedenler olabilir.

Genel kurul kararlarının varlık ve geçerlilik kazanabilmesi için çeşitli kanun hükümleri ile bazı şartlar aranmıştır. Hukuki sakatlık, ihlal edilen hukuk kuralının niteliğine göre dört şekilde karşımıza çıkabilir. Bunlar iptal edilebilirlik, yokluk, butlan ve askıda hükümsüz olma halleridir. Bu dört durumu Yargıtay’ın kararları ışığında açıklamak istiyoruz.

1- YOKLUK: Bir hukuki işlemin meydana gelmesi için gerekli koşulları belirleyen kurucu- şekli nitelikteki emredici hükümlere aykırılık nedeniyle, hukuki işlemin oluşmaması halinde yokluk söz konusu olur. Yokluk çıkarı olan herkes tarafından herhangi bir süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir ve hâkim tarafından da re’sen dikkate alınır. Artırım kararının yok olduğunun tespitine dair kesin hüküm yenilik doğurucu olmayıp, açıklayıcı niteliktedir.

Esas sermaye artırım kararının yok sayılmaması için hukuka uygun bir genel kurul toplantısı yapılmalı ve toplantıda esas sermayenin artırımı kararının alınmış olması gereklidir. Genel kurula davetin geçerliliği için; davetin tüm pay sahiplerine yapılmış olması, yetkili ve görevli organlar veya kişiler tarafından yapılmış olması ve olağan dikkat ve özeni gösteren her pay sahibinin belli bir yer ve zamanda genel kurulun toplanacağını tahmin edebileceği nitelikte olması gerekir. Örneğin, genel kurul toplantısı için davet yetkili organlarca yapılmamışsa veya davet hiç yapılmadan toplantı yapılmışsa veya hükümet komiserinin imzasının bulunmadığı bir toplantı tutanağı varsa bu toplantıda alınan esas sermaye artırımı kararı yok sayılmaktadır. Bu konuda Yargıtay 11. HD 30.09.2004 tarihli 2003/12717 E. ve 2004/9100 K. sayılı kararında şu şekilde sonuca varmıştır; “Söz konusu davada TTK nun 370. maddesi uyarınca çağrı merasimine uyulmadan beş paydaşın tamamının katılımı ile toplanmış gibi gösterildiği, oysa davacının bu toplantıların hiçbirisinde bulunmadığı halde adına atılan sahte imza ile toplantıda varmış gibi gösterildiği tespit edildiğinden genel kurulun aldığı kararlar yok sayılmıştır.” Aynı daire 24.09.1993 tarihinde 1992/5419 E. ve 1993/5326 K. sayılı kararı ile şu şekilde karar vermiştir; “bir genel kurul kararından söz edilebilmesi için öncelikle pay sahiplerinin ana sözleşmenin veya yasaların öngördüğü biçimde toplanmış ve karar almış olmaları gerekir. Eğer ana sözleşmeden öngörülen sayıda toplanılamamış ve karar alınmamışsa alınan karar yoklukla maluldür. Yoklukla sakatlanmış bir kararın iptali veya yokluğun tespiti davası kanundaki sürelere bağlı olmadığı gibi, hâkimde bu durumu re’sen dikkate almalıdır.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 20.11.2002 tarihinde ana sözleşme ve ağırlaştırılmış karar nisabına uyulmadan alınan kararların yoklukla malul olacağı sonucuna varılmıştır.(2002/11-825E. 2002/998 K.)

2- BUTLAN: Şeklen oluşmuş bir işlemin içeriği itibariyle emredici hükümlere, ahlaka, adaba aykırı veya imkânsız olması halinde işlemin butlanı söz konusu olur. Örneğin yeni ”bedelli” pay alma hakkını hakkaniyete uygun şekilde kısıtlamayan genel kurul kararları ahlaka aykırı ve batıl kararlardır. Ya da esas sermaye artırım kararı alan ortaklığın iflasına hükmedilmesi halinde konusu itibariyle imkânsız hale gelen esas sermaye artırım kararı batıl olur. Yargıtay 11. HD 31.5.2001 tarihli kararında davacı, kurucu ortağı bulunduğu davalı şirketin 13.9.1991 tarihli genel kurulunda esas sermayenin artırıldığını ancak sermaye artışı konusunda, imtiyazlı pay sahipleri genel kurulundan onay alınmadığından geçersizliğini iddia etmiş ve yapılan tescilin butlanının tespitini talep ve dava etmiştir. (E.2001/3799, K. 2001/4868) Butlana yol açan sakatlık sözleşmenin sadece bir kısmına ilişkin olup da, bu kısım olmaksızın tarafların bu sözleşmeyi yapmayacakları kabul edilirse, sadece sakat olan kısım batıl sayılır ve kısmi butlan söz konusu olur. Kısmi butlanın söz konusu olmasının tek ön koşulu; genel kurulun iradesine göre bir bütün teşkil eden ve kısımları arasında bir iç bağlantı bulunan kararın meydana getirdiği hukuki sonuçların bölünebilmesidir.

Yokluk ve butlanın tespiti davası anonim ortaklığa karşı açılır. Yetkili mahkeme ortaklığın merkezinin bulunduğu yer mahkemesi, görevli mahkeme ise müddeabihin değerine göre sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesidir. Ortaklığın merkezinin bulunduğu yerde asliye ticaret mahkemesi varsa davanın bu mahkemede açılması gerekir. Yokluk veya butlanın tespiti davasının reddine ilişkin kesin hüküm sadece davanın taraflarını bağlar, fakat bu davanın kabulüne dair kesin hüküm davada taraf olsun veya olmasın bütün pay sahipleri ile ortaklık ve üçüncü kişiler hakkında geçerli ve bağlayıcı olur. Yok veya batıl işlemler daha sonrada ıslah edilemez, geçerli olabilmesi işlem tekrar yapılabilmesi ile mümkündür. Mutlak butlan hukuki menfaati bulunan herkes tarafından bir süreye bağlı olmaksızın herhangi merci önünde itiraz şeklinde ileri sürülebileceği gibi, müstakil bir dava konusu da yapılabilir. Keza yargıç tarafından da re’sen dikkate alınması gereken bir husustur. Her hak gibi genel kurul kararlarının butlanının ileri sürülmesi de dürüstlük kuralı çerçevesinde mümkündür. Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; esas sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu ve genel kurul kararlarına katılmış olan, hatta kendi hisselerine düşen yeni payların bedellerinin bir kısmını ödemiş olan davacıların esas sermaye artırımının butlanını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğuna hükmetmiştir. (17.10.2003 gün, E.8620, K. 1197). Yokluk ve butlana bağlanan hukuki sonuçlar sınırlı da olsa farklıdır. Butlan durumunda hukuki işlem şeklen mevcut olmakla beraber amaçlanan hükümlerini baştan itibaren hiç kimseye karşı sonuç doğurmaz. Yokluk halinde ise hukuki işlem kurucu unsurların eksikliği nedeni ile şeklen dahi olsa varlık kazanamaz. Hukuken yok olan işleme hiçbir hukuki sonuç bağlanamazken şeklen mevcut olan batıl işlem tahvil yolu ile ayakta tutulabilir.

3- ASKIDA HÜKÜMSÜZLÜK: Geçerli olan bir hukuki işlemin amaçlanan hükümlerini doğurabilmesi, bir başka işlemin veya eylemin gerçekleşmesine bağlı ise, bu işlem askıda hükümsüz sayılır. Örneğin esas sermaye artırımını yapan anonim ortaklıkta farklı imtiyazlara sahip birden çok imtiyazlı pay grupları varsa genel kurulun sermaye artırımı kararının imtiyazlı pay sahipleri veya bunların oluşturdukları kurulların kararları ile onanması gerekir, aksi halde karar infaz edilemez yani askıda hükümsüz sayılır. Ayrıca tescil işlemi gerçekleşinceye kadar genel kurulun sermaye artırım kararı askıdadır. Yani bu ek şartlar gerçekleşir ise işlem geçerli, gerçekleşmezse geçersiz sayılır, bu arada geçen zamanda ise işlem askıda hükümsüz adlonulur.

4- İPTAL DAVASI: Esas sermaye artırımı kararlarının iptali TTK’ nun 381 ve 334. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Esas sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının, kanuna, ortaklık sözleşmesine veya afakî iyi niyete aykırı olması halinde iptali dava edilebilir. Anonim ortaklıklarda çoğunluğun görüşü ile karar alınır ve alınan bu karar toplantıya katılmayanlar veya katılıp da olumsuz oy verenler için de bağlayıcı sayılır. İptal davasının açılabilmesi için bir genel kurul kararı bulunmalı, bu karar kanuna ana sözleşmeye veya iyi niyet kurallarına aykırı olmalı ve karar ile aykırılık arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Kanuna aykırılık tüm kanun hükümleri ile genel nitelikteki örf adet kurallarına, eşitlik ilkesine ve hakların başkasına en az zarar verecek şekilde kullanılması ilkesine aykırılığı kapsar. Kural olarak tüzük yönetmelik karar ve tebliğlere aykırılık kararın iptaline gerekçe olamaz. Bir genel kurul kararının ne zaman kanuna aykırılık gerekçesi ile yok veya batıl, ne zaman aynı gerekçeyle iptal edilebilir olduğu tartışmalıdır. Bu nedenle mutlak hükümsüzlük halleri ile iptal edilebilirlik hallerinin birbirinden ayırt edilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda yargı kararlarında birlik mevcut değildir. Örneğin küçük pay sahiplerini daha zayıf duruma düşürmek, rüçhan haklarını kullanmalarına engel olmak için uygun olmayan bir zamanda ve ortaklığın mali durumunun gerektirdiğinden yüksek miktarda sermaye artırımı yapılması, hakların en az zarar verecek şekilde kullanılması ilkesine ve iyi niyete aykırılık oluşturur ve iptali gerekir. Bu konuda Yargıtay 11. HD 11.12.1995 tarihli bir kararında şu şekilde sonuca varmıştır. Davacı paydaşı olduğu davalı şirketin 30.12.1994 tarihli genel kurulunda, şirketin yeni yatırım yapması gerekmediği halde yeniden değerlendirme fonu dâhil edilmeksizin esas sermayenin artırıldığı, bu kararın çoğunluğun çıkarlarını gözetmek ve azınlığın payını küçültmek amacı ile objektif iyi niyet kurallarına aykırı düştüğünü ileri sürdüğünden mahkeme bu iddiaları incelemeli ve böyle bir amaç varsa karar iptal edilmelidir. (E. 95/8154 K. 95/9165) Artırım kararının ana sözleşmeye aykırılığı en çok ana sözleşmenin esas sermaye artırımına ilişkin özel düzenlemelerine aykırılık şeklinde karşımıza çıkar. Örneğin; artırım kararının %90 oy çoğunluğu ile alınacağı hükmü şirket ana sözleşmesinde getirilmişse %90 çoğunluğa ulaşılamamış olması durumunda alınan kararlar ana sözleşmeye aykırılık oluşturur ve iptali gerekir.

Kararın iptal edilebilmesi için taraflarca iptal davası açılması zorunludur. İptal davasını pay sahipleri, yönetim kurulu veya üyeleri ve denetçilerden her biri tarafından açılabilir. Davalı ortaklık olup yönetim kurulu tarafından temsil edilir. Fakat davalı yönetim kurulu ise ortaklığı denetçiler temsil edecektir. Hem yönetim kurulu hem denetçiler dava açmışsa ortaklığı temsil etmek üzere kayyım atanmalıdır. İptal davası, davaya konu kararın alınmasından itibaren 3 aylık hak düşürücü sürede açılmalıdır. Bu süre hâkim tarafından re’sen dikkate alınır. İptal davası ortaklık merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde böyle bir mahkeme yoksa asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır. Mahkeme, ortaklığın talebi ile ortaklığın olası zararlarına karşı davacıların teminat göstermesine hükmedebilir. Kural olarak iptal davasının açılmış olması davaya konu kararın uygulanmasını ertelemez fakat gerekli görülürse yönetim kurulu ve denetçilerin görüşleri alındıktan sonra mahkeme icranın geri bırakılmasına karar verebilir. İptal davasının reddine ilişkin kesin hüküm sadece tarafları bağladığı halde, iptale dair kesin hüküm davada taraf olsun olmasın bütün pay sahipleri, yönetim ve denetim kurulu üyeleri ve kural olarak 3. kişiler hakkında hüküm doğuracaktır. İptal kararı geçmişe etkili olarak sonuç doğurmaktadır. Mahkeme iptal davasını reddettiği takdirde, davanın kötü niyetle açıldığı kanıtlanarak ortaklığın uğradığı zarardan dolayı davacıların müteselsil sorumluluğuna başvurulabilir. İptal edilebilir bir genel kurul kararı kesin hükümle iptal edilinceye kadar geçerli olduğuna göre, kararın iptal edilebilirliğinin ve uygulamasının ortaklığın zararına yol açacağının basiretli bir iş adamının dikkat ve özeni ile de kestirilemeyeceği hallerde, yönetim kurulu üyeleri iptal edilen kararın uygulanmasından dolayı sorumlu tutulamamalıdırlar. Esas sermaye artırım kararının ve bu kararın iptaline ilişkin kesin hükmün ticaret siciline tescili zorunludur. Eğer hukuken artırım kararının iptalinin dava edilmesi hakkı kalmamışsa (3 aylık hak düşürücü süre geçmişse)sicil memuru artırım kararını ticaret siciline tescil ettirmekle yükümlüdür. Buna karşılık bir artırım kararı aleyhine süresi içinde iptal davası açılmış veya dava açılması henüz mümkün bulunuyorsa sicil memuru halin icabına göre, açılacak tescile ve iptal davasının olumsuz sonuçlanması şansını, ilgili ortaklığın tescile ve iptale bağlı zararlarını tartarak kesin veya geçici tescile veya tescil talebinin reddine karar vermelidir. Fakat bu konuda yargı kararlarında da çelişkiler mevcuttur. Örneğin Yargıtay 11. HD. 13.10.1982 tarihinde şu şekilde bir karar vermiştir: Olayda genel kurul toplantısı ve alınan kararın tarihi 22.2.1982’dir. Sicil memurunun tescili red karar tarihi ise 1.3.1982’dir. TTK’ nun 381’ e göre 3 aylık iptal davası süresi 22.5.1982 tarihinde bitecektir. Sicil memuruna ana sözleşmeye aykırılık, ancak kanuna uygun tevsili gerekli bir kararla karşılaştığı zaman ortaklığın ve üçüncü kişilerin yararlarını karşılaştırarak takdir hakkını kullanacak veya tescil edecek ya da tescil isteğini reddedecektir. Olayda sicil memuru ana sözleşmenin geçerli olan 22. Maddesindeki oy nisabına aykırı seçim sonuçlarını tescil edilen yönetim kurulu şirket adına bir takım fiili ve hukuki işlemlere girişebilecek ve sonuçta genel kurul kararı iptal edilirse ilgililer ve 3. kişiler zarara uğrama tehlikesi ile karşılaşabilecektirler. Bu itibarla sicil memurunun takdirini yerinde kullanarak tescil isteğini haklı nedenlerle reddettiğinin kabulü gerekmiştir.(E. 82/3701, K.82/3867). Fakat aynı daire 24.04.1989 tarihli farklı bir kararında da bu uygulamayı yanlış bularak, sicil memurunun takdir hakkını kullanarak karar vermesi hukuka aykırı olarak nitelendirmiştir. (E. 88/9611, K.89/2486)